Bala’nın Mektubu Bu Çağa Ulaşır Mı?

İletişim çağındayız, birbirimize bir şeyleri iletmenin en hızlı ve ucuz deneyimlerini yaşıyoruz. Ancak birbirimizi aynı ölçüde anlamadığımız kesin. Peki neden böyle?

Bu soru aklımızın bir köşesinde dursun ve cevap için yardımcı olabilecek bir çocuk kitabıyla devam edelim. Bala’nın Mektubu, henüz yazının icat edilmediği, resim dilinin bile ortaya çıkmadığı bir zamanda “iletişimin” imkânını anlatıyor.

Bala, yanında küçük çakalı ile birlikte kaybolduğunda ve ufak bir tehlike geçirerek mahsur kaldığında durumunu ailesine nasıl haber vereceğini düşünür. Aklına müthiş bir fikir gelir. Üzerini örten kumaşı çıkarır, bir taş bulur ve durumunu anlatan bir resim çizerek kumaşı çakalın sırtına bağlar. Çakalı kabilesinin yanına gönderen Bala, bununla yardım talebini ilettiğini düşünür.

Bala’nın çakalı kabileye vardığında herkes anormal bir durum olduğunu anlar. Çakalın sırtındaki kumaşa baktıklarında önce pek bir şey anlamazlar. Ardından ailedeki herkes resmi yorumlaya başlar. İşte kitabın önemli kısmı burası. Herkesin farklı bir şeyler anladığı bu resmi nihayet bir çocuk doğru yorumlar ve hızlıca Bala’nın imdadına yetişirler. O günden sonra da resim dili aralarında keşfedilmiş yeni bir “iletişim” diline döner.

Bugünkü teknoloji artık yazı dilinin de eskidiğini ilan etmenin peşinde… 3D yazıcılar, kodlamalar vs derken yeni dünyanın yeni iletişim dilini anlamamız gerektiğini düşünüyoruz. Bu dili yakalayamazsak yeni nesli anlamayacağımızı söylüyorlar bize.

Konuyu sadece yazı öncesi iletişim diline indirgemek doğru olmasa gerek. Çocuk zihninin ilkelliği düşünülünce o yaşlardaki her çocuğun -bugün için de geçerli- çizdiği resmi ve ilettiği mesajı anlamak her zaman mümkün olmayabiliyor. Küçük Prens’de geçen “şapkalı fil” ifadesini bi’ hatırlayın.

Bala’nın Mektubu, birbirini anlamak ve iletişim dilini kurmak üzerine basit ama derin bir kurgu.

Bala’nın Mektubu
Odile Kayser
Nesin Yayınevi