Karacaoğlan’ı tanımak

Bir okur, eski dönemlere ait bir şeyler okumaya karar verdiğinde ilk bilmesi gereken husus eski dönemleri şimdinin değerleri ve düşünüş biçimiyle ele almamaktır. Bu yapılmadığında hem eski doğru anlaşılmıyor hem de o eskiden şimdiye ve geleceğe dair bir çıkarım yapılamıyor. Üstelik bu hatalı okuma biçimi önyargıları da besliyor.

Çocuklarımız eski zamanları öğrensin, millî ve manevî birikimimizden nasiplensin istiyoruz ancak onları eski dönemlere âdeta bir makineyle fırlatıyor gibi yolluyoruz. Oysa bu yolculuk bir hazırlanma süreci istiyor. Örneğin 17. yy’a ait bir ismi tanımak için o dönemin değer yargılarını, toplumsal yapısını ve düşünüş biçimlerini bilmek gerekiyor. Bu hazırlık yapılmadan çocukların eline tutuşturduğumuz kitaplar tabii ki beklenen ilgiyi ve lezzeti sağlamıyor. (Aynı durum yetişkinler için de geçerli elbette)

Erdem Çocuk Yayınları’ndan çıkan “klasiklerimiz” serisi içinden bir kitap olan Karacaoğlan‘ı okuduğumda bu düşünceler daha da kuvvetlendi zihnimde. Önce kısaca kitapta nasıl bir Karacaoğlan portesi var onu anlatayım.

Karacaoğlan âşık geleneğinden gelen bir isim. Bilindiği kadarıyla da Türkmen soyuna ait. Kitapta âşıklık geleneği anlatılmıyor ki bu Karacaoğlan’ı anlamada büyük eksiklik oluşturuyor. Karacaoğlan elinde saz, diyar diyar gönlündeki gerçek aşkı arayan, çeşme başında gördüğü her kıza hemen şiirler okuyup saz çalan, “bir kız uğruna” aylaklık eden bir isim gibi sunuluyor kitapta. Başta Zeynep, sonra Elif iki büyük aşkı için büyük acılar çekip; içli şiirler söyleyen Karacaoğlan’ın sevda türküleri bugün bile dilimizdedir ancak Karacaoğlan’ın yaşadığı dünyadaki “sevdalar” bugünün plastik-erotik aşklarına benzemediğinden bu ayrıma kitapta gerekli ve yeterli bir pedagojik açıklamanın eklenmesi gerekirdi. Bukitabı okuyan 8-9 yaş üstü çocukların elinde saz, her gördüğü kıza türküler okuyan Karacaoğlan’ı yanlış anlayacağı veya hiç anlayamayacağı muhakkaktır.

Karacaoğlan’ın ilk aşkı 14 yaşındaki bir kızdır. Bu kızla acı dolu bir aşk yaşamıştır. İki sevdalının karşılıklı atışmalarını okuyoruz ilk sayfalarda. Şiirde ” 11’inde yar sevdim taze açmış güle benzer/12’sinde şeker şerbet oğul vermiş bala benzer” ifadelerini okuyorum hem de bu ifadelerin günümüz çocukları/gençleri için nasıl anlaşılacağına dair tereddüt duyuyorum. Benzer kaygıların telafisi için kitaba konuyla alakalı ya gerekli izahların eklenmesi yahut Karacaoğlan’ın başka şiirlerine ağırlık verilmeliydi.

Karacaoğlan’ın şiirlerine baktığımızda yaşadığı döneme ait toplumsal ve siyasal aksaklıkları eleştirdiği, hak ve adalet mücadelesini önemsediği, manevî ve evrensel değerlerden söz ettiği de görülecektir. Kitapta bu tür içerikteki şiirlerine yer verilse daha güçlü bir Karacaoğlan karakteri çizilmiş olmaz mıydı?

Anadolu Türk tarihiyle ilgili olarak dervişlik geleneğinin de kısaca açıklanması gerekir. Zira ev ev dolaşan derviş görünümlü bu âşık, bugün yaşasa kendisini misafir edecek kapı bulması çok zor olurdu.

Yayınevinin, kitabın önsözünde de belirttiği gibi çocukları değerlerimizle buluşturmak çok önemli, bu çaba çok kıymetli ancak bunun nasıl olacağının yönteminin de belirlenmesi gerekirdi. Elimizdeki baskısı 17’ye ulaşan bu kitabın büyük çoğunlukla okullarda okutulduğunu düşünürsek öğretmenlerin bu konuda nasıl bir izlek takip ettiğini doğrusu çok merak ediyorum.