‘Ticaret Ninnisi’yle Büyütülmüş Çocuklar

Tıpkı dünyada olduğu gibi Türkiye’de çocukluk meselesi politik inşanın birer harcı olarak görüldü. Batı’da çocukluğun modern iktidarlarca yeniden şekillenmesi ve burjuvanin yükselişi benzer tartışmaların ülkemizde de görülmesine neden oldu.

II. Meşruriyetin ilânıyla birlikte başlayan yeni rejim dönemi çocukları makbul birer vatandaş olarak yetiştirmek için çok sayıda çalışma başlatmıştı. Yeni rejimin ülkedeki servet eksikliği ve iktisadi yetersizliği aşmak için uygun gördüğü ilk adım, müteşebbis bir sınıf oluşturarak üretimin ve ticaretin canlanmasını sağlamaktı. Çocuklar geleceğin “hür müteşebbisleri” olmalıydı ve bu amaç çocuklara vatanı korumakla eş bir görev olarak sunuldu. Dönemin çocuklar için yayımlanan dergi ve kitaplarında milli servetin ve kalkınmanın önemini anlatan içerikler üretildi. Bu içerikler, çocukların memurluğu değil ticari hayatı önemsemeleri gerektiğini anlatıyordu.

Bu içeriklerden en ilginci 1914 yılında Çocuk Dünyası dergisinde yayımlanan “Ticaret Ninnisi”dir:

büyüyünce oğlum tâcir olacak,
şu talihsiz yurda âmir olacak,
cebi sarı altınlarla dolacak
çalış oğlum, tâcir ol, ninni,
memur olma âmir ol, ninni!
ticaretle kurtulacak memleket;
kainata nam verecek bu devlet,
yaşar mı hiç ticaretsiz bir millet?
çalış oğlum, tâcir ol, ninni,
memur olma âmir ol, ninni!
memurluğu düşüncenden sil, unut,
paşalığı vicdanında sen uyut,
ticarete pek muhtaçtır bu yurt;
çalış oğlum, tâcir ol, ninni,
memur olma âmir ol, ninni!

Vatanını seven ve hürriyetini düşünenlerin müteşebbis olması gerektiğini ifade eden bir diğer metin de “Musahebat-ı Ahlakiye” kitabındaki şu hikâyeyle anlatılır:

“Bir gün kasabanın okuluna bir müfettiş gelir ve çocuklara ileride ne olmak istediklerini sorar. Çocuklardan ikisi büyüdüklerinde memur olmak istediklerini söyler fakat sınıftaki çocuklardan Mükerrem farklı düşünür. Mükerrem, memurları fikri teşebbüse, istiklal-i şahsisine malik olmayan adamlar olarak nitelendirir: “Kendisinde fikr-i teşebbüs olan,nefsine itimad eden, istiklal-i şahsiyesinin faidesini anlayan, hürriyetini seven ve zengin olmak isteyen adam elbet memur olmaz; tacir, çiftçi, sanatkar olur.”

Meşturiyet dönemi çocuklara hür müteşebbis olmayı dayattı; aksini düşünenleri vatan haini olarak nitelendirdi. Sonrasında gelen I. Dünya Savaşı ve Balkan Savaşları çocuklara vatan için ölmeleri gereken yiğit askerler olmaları gerektiğini söyledi. Savaşlar sona erdiğinde geriye kalan fakir ve yıkık halkı ayağa kaldırma görevi yine çocuklarındı. Yıllar geçti ve Osmanlı bürokratikleşmesi yeniden sahalara bu kez Cumhuriyetçi yorumlarla döndü ve aydın-halk şeklinde kabaca özetlenecek ve ağır sonuçlar doğuracak sınıfsal farklılık doğdu. Bu aynı zamanda memur sınıfının yükselişiydi ve çocuklara memur olmaları, ancak bu şekilde devletin eziciliğinden kurtulabilecekleri anlatıldı. Son yıllarda merkez bürokrasinin ve finansal yapının çöküşü çocuklara artık yeniden hür müteşebbis olmalarını söylüyor ama bu kez yeni nesil teknolojilere kolay adapte olabilen, inovatif ve maker olmak gibi ekstra yükümlülükleri var!

Şimdi ya bir “robot ninnisi” yazarak çocuğu modernleşmenin güdümünde görmeye devam edeceğiz ya da tüm eko-politik inşa süreçlerinden azade olarak, saf ve temiz ninnilerimizi fısıldamaya devam edeceğiz. Hangisini seçeceğimiz çocuğa yüklediğimiz anlama göre değişecektir.

Not: Bu yazımıza kaynaklık eden Güven Gürkan Öztan’ın “Türkiye’de Çocukluğun Politik İnşası” çalışması yakın dönem çocukluk algımızın siyasal tarihinin çok güzel bir özetini sunuyor. Ayrıca Cüneyd Okay’ın kitapları ve Füsun Üstel’in “Makbul Vatandaşın Peşinde” kitabı bu alandaki diğer rehber çalışmalardandır.