Yağız Gönüler ile Söyleşi

Çocukluğunuz hangi şehirde geçti, nasıl bir evde büyüdünüz?

İlkokulu ve ortaokulu okuduğum dönemlerde Avcılar, Denizköşkler Mahallesi’nde yaşıyordum. 3-4 katlı bir aile apartmanıydı. En üst katında, ev sahibimizle karşılıklı olarak oturuyorduk. Evin en sevdiğim özelliği upuzun bir balkonu olmasıydı. Uzun-ince bir balkon. Orada oyun oynardım, uyurdum, ders çalışırdım. Bir de balkondan deniz rahatça görülebilirdi. Sanırım ilkokuldan ortaokula geçerken hemen önümüze daha yüksek katlı bir bina yapıldı, bir site. Her şey denizi görememekle başladı. Evde odam vardı, tek çocuk olmanın avantajı. Oyuncaklar, bol miktarda futbol topu ve futbolcu kartları. Ev içinde ve dışında sarı-kırmızı bir çocukluk diyebilirim.

Çocukluğunuzdan hatırladığınız en önemli anı hangisi diye sorsak?

İlkokulum Florya’daydı, Arif Şenel İlkokulu. Geçen sene tevafuk, önünden geçtim. Adı değişmiş ama fizikî özellikleri hemen hemen aynıydı, duygulandım epey. Hayatımın en güzel anları geçmiştir bu okulda. Top bulamayınca genişçe bir taşla oynardık maçlarımızı. Ayakkabılar paramparça elbette. Bir maçımızı öğretmenimiz de izlemişti, pek sevmezdi futbolu. Tam yedi gol atmıştım. Bana bakan herkes tebessüm ediyor ve tebrik ediyordu. Bir çocuğun değerle tanışması belki de. Çok güzeldi. Sonra okuma bayramı; o yaşlarda kitaplarla aram hiç iyi olmamasına rağmen birinci seçilmiştim. Hâlâ gurur duyarım. Bir de kötü anı: 17 Ağustos 1999 depremi. O zaman ortaokuldaydım ve evim gibi okulum da Avcılar’daydı, Güngör Tekiner İlköğretim Okulu. Bir çocuğun binaları dinlemesi, zor, çok zordu…

En sevdiğiniz üç oyuncak neydi?

Futbol topu, futbolcu kartları ve okula giderken de sürekli yanımda taşıdığım küçük, yuvarlak bir pil. Sony markaydı sanırım. Niye taşıyordum? Bilmiyorum. Mutlu oluyordum yeleğimin cebinde onun olmasından. Yıllar geçti, yuva kurduk, baba olduk. Şimdi Ömer Asaf pillerle geziyor evde, onları yanına alıp uyuyor, paketlerini seviyor. Babadan oğula geçen bir eşya ilgisi var, araştırıyorum sebebini…

Büyümek mi çocuk kalmak mı?

Büyürken çocuk kalmak. O hayret, hiç beklenmedik anda gelen neşe, ansızın dalgınlaşmak. İnsan büyürken içindeki çocuk da büyüyor ama o yine de çocuk işte. İyi ki çocuk, iyi ki var. Korumalı…

Küçüklüğünüzde “sofra” deyince nasıl bir tablo olurdu?

Sofra deyince aklıma hemen bayram sofraları geliyor. Bayram sofraları demek Kocamustafapaşa demek benim için. Lise öğrencisiyken ve sonrasındaki dönemde orada okudum. İlk doğduğumda da evimiz oradaydı. Anneannem de babaannem de orada yaşadılar. Her bayramda sabahın erken saatinde babaannemin evinde toplanırdık. Bütün Gönüler tam kadro… Babaannem ilerleyen yaşına rağmen gelinlerini kıskandıracak lezzette bir sofra hazırlardı. Yeğenlerimle oynardık, büyüklerimizden harçlık toplardık, yer içerdik. Öğleye doğru Silivrikapı Mezarlığı’ndaki büyüklerimizi ve akrabalarımızı ziyaretten sonra da anneannemin evine geçerdik. Orada da hem lezzetli hem de muhabbetli sofralar kurulurdu. Özellikle de Kurban Bayramlarında. Telaşıyla, neşesiyle bambaşka zamanlardı. Artık bu sofralar yok hayatımda. İnsan özlüyor…

Şair ve yazar Yağız Gönüler’in yayımlanmış kitaplarını incelemek için tıklayınız. Ayrıca Ruhuna Kitap isimli bir edebiyat portalının yöneticisidir.